KAPADOKYA MEHMET NACAR YAZDI
Yazan kapadokya   
Cuma, 01 Ekim 2010

KAPADOKYA MEHMET NACAR YAZISI

Nevşehir’e daha önceleri hiç gitmemiştim. Ünlü Peribacalarını sinema ve TV filmlerinden, çeşitli zamanlarda gördüğüm resimlerden tanıyordum. Tanıdığım kadarıyla da küçük bir tepe yamacındaki dar bir bölgede oluşmuş, doğal şekiller olarak bilmekteydim. Yanılmışım, öyle değilmiş. Gerçek şeklini gördüğümde kendimi geniş bir coğrafyaya yayılmış, harikalar diyarında buldum. Kapadokya gezimize gelince; Gazeteci, şair ve yazar dostum Sayın Sabit İnce beni ve Ahmet Ayaz’ı 6. Uluslararası Kapadokya Şiir Şölenine davet etmişti. Üç günlük bu şölene katılma kararı aldım. Günü geldiğinde Sayın Ahmet Ayaz’la Kayseri üzerinden Nevşehir’e hareket ettik. Kayseri’de otobüs değiştirerek Nevşehir’e giderken aracımız yoldaki bir ara istasyonunda durdu. Oradaki bilet gişesinin önünde kocaman harflerle NEVŞEHİR yazdığını gören Ayaz hemen yerinden kalkarak inmeye başladı. Nereye diye sorduğumda levhayı göstererek ‘’İşte Nevşehir. Geldik ya…’’ deyince gülmeye başladım.

KAPADOKYA MEHMET NACAR YAZISI Nevşehir’e daha önceleri hiç gitmemiştim. Ünlü Peribacalarını sinema ve TV filmlerinden, çeşitli zamanlarda gördüğüm resimlerden tanıyordum. Tanıdığım kadarıyla da küçük bir tepe yamacındaki dar bir bölgede oluşmuş, doğal şekiller olarak bilmekteydim. Yanılmışım, öyle değilmiş. Gerçek şeklini gördüğümde kendimi geniş bir coğrafyaya yayılmış, harikalar diyarında buldum. Kapadokya gezimize gelince; Gazeteci, şair ve yazar dostum Sayın Sabit İnce beni ve Ahmet Ayaz’ı 6. Uluslararası Kapadokya Şiir Şölenine davet etmişti. Üç günlük bu şölene katılma kararı aldım. Günü geldiğinde Sayın Ahmet Ayaz’la Kayseri üzerinden Nevşehir’e hareket ettik. Kayseri’de otobüs değiştirerek Nevşehir’e giderken aracımız yoldaki bir ara istasyonunda durdu. Oradaki bilet gişesinin önünde kocaman harflerle NEVŞEHİR yazdığını gören Ayaz hemen yerinden kalkarak inmeye başladı. Nereye diye sorduğumda levhayı göstererek ‘’İşte Nevşehir. Geldik ya…’’ deyince gülmeye başladım. Gerek Kayseri-Nevşehir ve gerekse Nevşehir-Aksaray arasında yüzlerce rengârenk balonun havada asılıymış gibi uçmaları orada bir balon şenliği yapıldığı izlenimi vermekteydi ama onların her günü böyleydi Sayın Sabit İnce’yle telefon görüşmesi yaparak bizi almalarını istedik. Kent merkezindeki Gülbahçe Parkında bizim gibi bekleyen şair dostlarımız da vardı. Bir süre sonra Sabit Bey gelerek bizi diğer konukların toplandığı yere götürdü. Öğle sonu yapılan panelde Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz ve sorunları anlatıldı. Panelde etkinliği hazırlayan ekibin tamamını tanıma fırsatı da bulmuştuk. Hepsi de duyarlı ve değerli insanlardan oluşan bu ekipte Almanya Kapadokya Kültür Derneği Başkanı Mümin Uluç, Sabit İnce, Hüsamettin Darıcı, Yavuz Nüfel en çok dikkatimi çeken kişiler arasındaydı. Tabi ki, Şair Nedim Uçar beyfendiyi de bu panelde tanımış olduk. Etkinliğe il dışından katılan otuz şair ve yazar arasında eskiden tanıdığım çok sayıda dostlarımla karşılaştım. Kumru edebiyat dergimiz yazar ve şairlerinden Sayın Rasim Köroğlu, Mustafa Ceylan, Asuman Soydan Atasayar, manevi kızkardeşim gurbetçi Öğretmen Şükran Günay da bu dostlarımız arasındaydı. İlk gün Nevşehir Üniversitesi’nde ‘’Avrupa’ya Göçün 5. Yılı’’ konulu panelin ardından Nevşehir Valisi, İl Emniyet Müdürü ve İl Milli Eğitim Müdürleri ziyaret edildiler. Nevşehir’de Gaziantep’te özlediğimiz ve yıllardır anlatmaya çalıştığımız bir kültür-sanat birlik ve bütünlüğüyle karşılaştık. Etkinliğe başta İl Valisi olmak üzere, belediye başkanı, daire müdürleri, gurbetçiler, hatta lokantacılarla turistik balon gezisi yaptıran firmalar bile katkı ve destek sağlamaktaydı. Akşam yemeğinin ardından Gülbahçe Parkına bitişik bir düğün salonunda şiir söyleşisi yapıldı. Konuk şairler, etkinliği organize edenler ve Nevşehirli şairler şiirlerinden örnekler okudular. Şiir şöleninin sonunda Sayın Sabit İnce’nin 40. Sayın Nedim Uçar’ın 50. Sanat yılı kutlamaları babında pastalar kesildi. Şölene katılan konuk şair ve yazarlara katılım belgesi, plâketler ve derneğin hazırlamış olduğu madalyalar dağıtıldı. Şölen sonunda konaklamamız için ayrılmış olan Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün konaklama tesislerine taşındık. Tesislerde ertesi günü balon gezisi yapmak isteyenler listelendi. Gaziantep-Nevşehir yolculuğumuzda gece hiç uyumamış olduğumdan balon gezisine katılmadım. Ahmet Ayaz da önce katılmak istemedi ama sonra fikir değiştirdi. Ayaz’ı da listeye eklettim. Balon gezisi sabahın altısında başlıyordu. Kalktığımda saat on olmuştu. Baloncular gelmişti. Kahvaltı yaptık. Kapıya çıktığımızda Göreme Belediyesine ait bir otobüsün bizi beklediğini gördüm. Göreme Belediye Başkanının davetlisiydik. Kısa bir yolculuktan sonra Göreme’nin tarihi ve turistik alanlarını dolaşmaya başladık. Gezerken gördüğümüz manzaralar muhteşemdi. İlahi bir güç çok geniş bir coğrafyayı eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yontarak süslemişti. Peribacaları ve kireç taşı yamaçlara oyulmuş tarihi kiliseler, konutlar ve mağaralar bambaşka bir dünyadan bize bakmaktaydılar. En güzel yerlerde durduğumuzda turist kafileleriyle karşılaşıyorduk. Ne yazık ki, hızlı bir program yapılmıştı. Belirli yerlerde dakikalarla sınırlanmış zaman dilimlerinde kalabiliyorduk. Gazi sonunda Göreme’ye döndük. Belediye Başkanı bize tarihi bir mekânın balkon şeklindeki açık alanında yemek verdi. Ardından bir müzeyi gezdik. Göreme’nin içinde de turladıktan sonra bu cennet ilçeye el salladık. Nevşehir’e döndüğümüzde akşam olmuştu. Sayın Vali’nin Polisevinde verdiği akşam yemeğine katıldık. Gün batımında Ihlara Vadisi’ni seyrettik. Yemekten sonra da konaklama tesislerinin yolunu tuttuk. Ertesi gün etkinliğimiz Aksaray’da devam edecekti. Sabah kahvaltısının ardından Aksaray’a ait bir otobüs bizi tesisin bahçesinden aldı. Yine kısa ama bize uzun gelen bir yolculuktan sonra Aksaray’a geldik. Bu defa da bizi Aksaray’da yeni kurulmuş bir kültür ve sanat derneği ağırlamaktaydı ama bunu Almanya Kapadokya Kültür Derneğiyle ortaklaşa yapmaktaydılar. Aksaray’da ilk önce kent içi geziye katıldık. Bu gezinin en ilginç iki konusu çok farklıydı. Birincisi Somuncu Baba Türbesi ve yakınında bulunan yedi yüz yıllık bir palamut ağacı. İkincisi ise Eğri Minare… Eğri Minare Selçuklu döneminden kalma ve aynı adı taşıyan bir caminin minaresi. Minareye uzaktan veya yakından bakıldığında bir yana doğru eğrilmiş olduğu hemen dikkati çekmekte. Hatta minareye çelik çemberler geçirilerek, çelik halatlarla bir yanından bağlanmış olduğunu gördüm. Eğrilik ünlü Pisa Kulesi’ndeki gibiydi. Akşam yemeğimizi tarihi bir mekânda işletilen güzel bir lokantada yedikten sonra şiir etkinliği için yine tarihi bir mekâna geçtik. Burada da belediye başkanı ve il yöneticileriyle bazı partilerin il başkanları etkinliğe katıldılar. Kendisini netten tanıdığım Şair Yaşar Akbaş dostumla da bu etkinlikte karşı karşıya geldik. Gece yirmi dörde kadar şiirler okundu. Pastalar kesildi. Aksaray İlini tanıtan bir kitap bütün konuklara dağıtıldı. Aksaray’daki dernek başkanına, yöneticilere ve burada katılan bazı konuklara plâketler dağıtıldı. Veda zamanı gelmişti. Şölenin İstanbul’da yapılacak olan devamına katılmam istendi ama bir haftaya sığacak hızlı bir etkinlik beni yormuştu. Etkinlik İstanbul’un ardından Almanya’da devam edecekti. Benim için veda zamanı gelmişti. Dostlarla vedalaştım. Çantamı omzuma taktım. Mersin’den gelen şair/halk ozanı bir dost Ahmet Ayaz’la beni İstanbul-Ankara- Gaziantep seferi yapan otobüslerin dinlenme tesislerinden birine bıraktı. Bir saat sonra Gaziantep yolundaydım… Gazeteci, Şair, Yazar Sayın Sabit İnce ile Almanya Kapadokya Kültür Derneği Başkanı Sayın Mümin Uluç bu üç günlük gönül maratonunun başında özveriyle koşan iki değerli insandı. İkisinin de ortak amacı belli. Nevşehir’in kültür ve turizmine katkı sağlamak. İllerini yeterince tanıtmak. Bunu başardıklarını görerek onları alkışlıyorum. Paylaştığımız güzellikler, incelik ve nezaketleri için de teşekkür ediyorum. Mehmet Nacar