İTİRAFÇI OLUN
Yazan kapadokya   
Çarşamba, 21 Nisan 2010

İtirafçı olun!
 
Eli kalem tutan bizden biraz daha eskiler kalemi- kağıdı çoktan unuttuklarından sarılacaklar pc´lerine, laptop´larına başlayacaklar eskiden yaşadıkları yılbaşlarını yazmaya...
 
2000 yılının son yazısını yazıp gazeteme ve e-posta listemde bulunan herkese yollamıştım. Bu yazının 10. yaşgününü Haber7 okurlarıyla kutlamak nasip oldu..
Dini bayramlarımızda paylaştığım " Ayakkabılarımı Arıyorum" yazısı ile  "Itirafçı Olun" ya da "İtiraf Edin"  başlıklı bu yazıyı da yaşadığım sürece her yıl paylaşmaya devam edeceğim.
Bu yazı, türünün ilk örneği değil. Aklım erdiğinden beri (!) Hıncal Uluç, her yıl okuyucuların malumu o çeviri Noel  yazısını paylaşmıyor mu okurlarıyla?

İtirafçı olun!
 
Eli kalem tutan bizden biraz daha eskiler kalemi- kağıdı çoktan unuttuklarından sarılacaklar pc´lerine, laptop´larına başlayacaklar eskiden yaşadıkları yılbaşlarını yazmaya...
 
2000 yılının son yazısını yazıp gazeteme ve e-posta listemde bulunan herkese yollamıştım. Bu yazının 10. yaşgününü Haber7 okurlarıyla kutlamak nasip oldu..
Dini bayramlarımızda paylaştığım " Ayakkabılarımı Arıyorum" yazısı ile  "Itirafçı Olun" ya da "İtiraf Edin"  başlıklı bu yazıyı da yaşadığım sürece her yıl paylaşmaya devam edeceğim.
Bu yazı, türünün ilk örneği değil. Aklım erdiğinden beri (!) Hıncal Uluç, her yıl okuyucuların malumu o çeviri Noel  yazısını paylaşmıyor mu okurlarıyla?
 
On yıl önce " İtiraf edin" çağrıma davetime yüzlerce okuyucu ile birlite o dönem Sabah Gazatesi başyazarı Güngör Mengi de ses vermişti  31/12/2001 tarihli köşesinde. "Hollanda´dan yazan Yavuz Nufel´in çağırısına ben de uyacağım…" diye başlayan bir yazısında şöyle diyordu Mengi: "  İtiraf, fenalığı doğuran sebeplerde insanın kendi payını kabullenmesidir. "Kahpe Felek"e sövmek yerine kendi haksızlığını görmesidir.  Belki itirafın ruhları temizleyen, insan enerjisini çağın aklı yönünde hareketlendiren dinamiği ile buluşuruz bu sayede."  diyordu. Hâlâ diyor mu; itirafçılığı benim gibi gelenek haline getirip, uyguluyor mu bilmiyorum!
 
İTİRAF EDİN..
Eli kalem tutan bizden biraz daha eskiler kalemi- kağıdı çoktan unuttuklarından  sarılacaklar pc´lerine, laptop´larına başlayacaklar eskiden yaşadıkları yılbaşlarını yazmaya...
Değişmeyen özlemlerini, en güzel örneklerle(!) süsleyecek, hatıralarını ballandıra ballandıra yazacaklar çala klavye (Çala kalem yazmak tabirinin yeni versiyonu)
Örneğin; transistörlü radyolarda dinlenen yılbaşı programları, eş-dost arasında oynanan tombala oyunu, sobalar üstünde pişirilen kestaneler, patlatılan mısırlar, yılbaşı olduğu için gelenek haline gelen ama kesinlikle "bir çıkarsa- ya çıkarsa!" beklentisi olmadan alınan milli piyango biletlerinin heyecanı vs.
 
Ben eski yılbaşlarını hiç özlemiyorum.
Nesrin Topkapı iki göbek atacak diye gözlerimizin faltaşı gibi siyah-beyaz televizyonun camına yapıştığı günleri mi özleyeceğim. (Göbek sanatımız (?), o zamanlar estetik olarak görülmez; göbek attı, kıvırdı, salladı, çalkaladı türünden sözlerle hafife alınırdı.)
Dahası var, gecenin bilmem kaçında Zeki Müren konserini beklediğim yılbaşlarını mı özleyecek mişim, peh!
Şimdi her gece konser, her gece dansöz!..  Havai fişek duruken mısır patlatmak da ne demek? Patlamışı var zaten, al al ye...Birinci Çinko; 5, ikincisi; 7.5, tombala; 10 TL olduğu tombalayı mı özleyecekmişim, peh!..
Sağlık, başarı, mutluluk, huzur, barış gibi kelimeleri cilalayıp cilalayıp dostlarımıza, sevdiklerimize özenle seçtiğimiz kartlara yazıp gönderme işini, okumayı yazmayı öğrendikten sonra tam otuz beş yıl boyunca yapanlardanım.
Hiç unutmam yalanan pullardan dolayı vücutlarımız tatlı türünden yiyeceklere ihtiyaç hissetmez, aralık ayının ikinci yarısından itibaren kahvaltı sofralarında reçelin yüzüne kimse bakmazdı. Fakat reçel satışlarının düşmesi asla ekonomimize durgunluk olarak yansımazdı… Çünkü, pul ve yeni yıl kartlarındaki satış, bu açığı kapattır, IMF´den gelecek para kadar olmasa da borsamızın kıpırdamasına, döviz fiyatlarnın sabit kalmasına yeterdi...
Bu yılda hiç kimseye yeni yıl için dilekte de bulunmayacağım.
Görüyor, şahit oluyorum ki; sağlık diledikçe sağlıksız, huzur diledikçe huzursuz, başarı diledikçe başarısız oluyorsak; barış diledikçe savaşların ardı arkası kesilmiyorsa, başımızı ellerimizin arasına alıp beş dakika düşünmek zorundayız…
Demek ki yazılan, söylenen o süslü sözlerde ya kimse samimi değil ya da can-ı gönülden dilek dilenmemiş bugüne kadar...  Milyonlarca, milyarlarca dileğin, temenninin her yıl tersinin gerçekleşmesininin  başka türlü izahı var mı?...
Kimbilir belki de daha sonraki yıllarda da bu günleri bile aratan yazılar yazacağım Allah ömür verirse, kimbilir...
Yeni yıla mutlaka birşeyle başlamak istiyorsanız ve bu isteğinizde gerçektenn samimiyseniz, çağırımı yineliyorum: 2010 yılına büyük küçük demeden bir hatamızı, bir kusurumuz itiraf ederek başlayalım, var mısınız, bakalım ne olacak…
On yıldır olduğu gibi bu yıl da – İtiraf Edin- çağırımı yineliyor ve işte ilk itirafımı ediyorum:
Evet 2010 , evet mutlu azınlığa umut Yeni yıl, sana da "Hoşgeldin" demek gelmiyor içimden.
Yaşamaktan bıktığım, misafirperver olmadığım için değil. Akan gözyaşlarını durduramaya, savaş çığlıklarını susturmaya, aç insanları doyurmaya, ezilene, hastaya, dertliye, işçiye, emekliye, fakire umut; haksızlıklara kalkan olmaya senin de gücün yetmeyeceğini bildiğim için.
Gelişinin ilk dakikalarında şerefine patlatılan havai fişeklerin ışıltılarına sakın aldanma.
Sabahın ilk ışıklarıyla biz insanlar kaldığımız yerden devam edeceğiz. Aksini iddia edenlerle her türlü iddiaya, eğer haksız çıkarsam 365 gün sonra senden özür dilemeye hazırım. Şimdilik kusura bakma 2009…
Ve  ben yalan yazdım, söyledim! Çocukluğumun yeni yılarını, yılbaşı gecelerini deli gibi özlüyorum hatırladıkça burnumun direği sızlıyor hem de… 



Küpelik: Haksız olduğunu anladığın anda senin için yeni bir hayat başlar (Çin atasözü)



Yavuz Nufel - Haber7
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.