DOSTA MEKTUPLAR-2
Yazan kapadokya   
Çarşamba, 10 Mart 2010
 Sevgili Dost,
Yine yazmakta geciktim biliyorum. Ama yazmak o kadar kolay mı sanıyorsun. Ne yazacaksın, konu çok ama nasıl ve ne için yazacaksın? Ama bugün çok güzel bir olay yaşadım ve seninle de paylaşmak istedim. Hani bizim çok güzel adet, gelenek, örf ve göreneklerimiz vardır ya. Şu anda bunların hangisini saymaya kimin gücü ve zamanı yeter ki? Ama bugün bir tanesine rastgeldim ve mutlu oldum, hem de biraz duygulandım. Lafı uzatma da anlat artık diyeceğini de biliyorum ama biraz da tatlandırmak istedim ondan böyle uzatıverdim.   Sevgili Dost,
Yine yazmakta geciktim biliyorum. Ama yazmak o kadar kolay mı sanıyorsun. Ne yazacaksın, konu çok ama nasıl ve ne için yazacaksın? Ama bugün çok güzel bir olay yaşadım ve seninle de paylaşmak istedim. Hani bizim çok güzel adet, gelenek, örf ve göreneklerimiz vardır ya. Şu anda bunların hangisini saymaya kimin gücü ve zamanı yeter ki? Ama bugün bir tanesine rastgeldim ve mutlu oldum, hem de biraz duygulandım. Lafı uzatma da anlat artık diyeceğini de biliyorum ama biraz da tatlandırmak istedim ondan böyle uzatıverdim.
  Dün evden çıkıp şöyle bir hava alıp, Kayseri de fuzuli caddesinin arka sokaklarından birinden sivas caddesine doğru yürümek geldi içimden. Biraz yürüdükten sonra pek ileriye de bakan biri de değilim ama ilerde bekleyen bir teyzeyi de görmemek artık iyice körlük olurdu. Durmuş öyle bekliyordu. Önce birinimi bekliyor veya birşey mi gözetliyor diye geçti içimden. Ama yaklaştıkça da merakım artmadı değil. Sanki içime mi doğmuştu ne? Sanki beni bekliyordu. Ve işte yanılmadığımı iyice yaklaşınca ve teyzemi bir adım geçince anladım ki teyzem benim geçmemi bekliyormuş... Ya işte bilmem bilir misiniz siz Anadolu da ön geçme  veya önünden geçme diye bir olay vardır. Hiçbir kadın küçük bile olsa bir erkeğin önünden asla geçemezdi bir zamanlar. Hemde çok büyük bir ayıp ve o erkeğe, kişiye en büyük de saygısızlık kabul edilir, anne ve babasına şikayetçi bile gidilirdi bir zamanlar. İşte bu teyzem taa o adetleri sürdürüyor ve benim geçmemi bekliyordu. Ne kadar duygulanmıştım. Ne kadar hem üzülüp hem de sevinmiştim. O teyzemi beni beklemek zorunda bıraktığıma üzülmüştüm. O belki bugün çağdışı, zamanı geçmiş, artık özelliğini ve güzelliğini yitirmiş  diyebileceğimiz örf ve adetlerimizden biri değil miydi teyzemin uyduğu.
 Hatta bu konuda çok hikayeler de dinlemiştim ama en çarpıcı olanını da eşim Nurcan hanım anlatmıştı ve hala yeri geldikçe de anlatmaya devam eder. Ne kadar iz bırakmışsa kendinde.
Ortaokul yıllarında köyden bir adamın önünden geçmiş, yani onun geçmesini beklemeden sürüp önünden geçmiş. Adam arkasından söylenmiş. Sana okulda bunu mu öğretiyorlar diye. Hanım da o zaman "Yo okulda bunu öğretmediler ki" deyivermiş. Hep güler hem de düşünürüm bu anı tazelendikçe. İşte o teyzemin bekleyişi de bu düşündürücü anıyı tazelememe neden oldu ve paylaşmak istedim.
  Aslında o kadar paylaşacak konumuz ve derdimiz var ki, hangi birisini nasıl ve ne zaman paylaşabiliriz bilemiyorum ama yine en kısa zamanda yazmaya çalışacağım. Şimdi gecenin olmuş saat  3,30 u. Bugünlük bu kadar ile yetinelim mi? Gelecek sefere farklı bir konuda dertleşmek dileğiyle hoşça kal dostum...