|
İki bin dokuz yılının kasım ayının ortalarında bir telefon geldi uzak diyarlardan.Arayan kendisini Almanya Kapadokya Kültür Derneği Başkanı olarak tanıtan can dostu, vefakâr ve de fedakâr insan Sn. Mümin ULUÇ’ tu. Mümin beyle daha önceden tanışıklığımız yoktu. Buna rağmen beni Almanya’da yedi yıldır sergilenen ve bu yıl 8.si sergilenecek olan kitap fuarına davet ediyordu.Hem de hiçbir karşılık beklemeden. Önce biraz tereddüt ettikten sonra bir kaç saatlik süre istedim. Bu zaman içerisinde kısa bir araştırma yaptım. Aldığım bilgiler Mümin ULUÇ’ un son derece girişimci, yakın köylüm Sarılar’ lı ve de Anadolu sevdalısı birisi olduğunu öğrendim. Özellikle de Almanya’ya davet ettiği diğer şair dostumun iki bin dokuzda 40.cı sanat yılı yurt dışında görkemli bir biçimde kutlanan değerli arkadaşım ve de Anadolu Sevdalısı Şair olarak tanımladığım gazeteci, şair ve yazar Sn. Sabit İNCE olunca kararımı verdim ve Almanya yolculuğu başladı. 23 Aralık 2009 ile 05 Ocak 2010 tarihleri arasında Sn. Mümin ULUÇ ‘un koordinesinde 8.Diusburg Kitap Fuarına, Türkiye’den götürdüğüm 12 ayrı kitabımla Sn. Sabit İNCE ile aynı standı paylaşarak katıldım.
ALMANYA’DA BİR MÜMİN ULUÇ İki bin dokuz yılının kasım ayının ortalarında bir telefon geldi uzak diyarlardan.Arayan kendisini Almanya Kapadokya Kültür Derneği Başkanı olarak tanıtan can dostu, vefakâr ve de fedakâr insan Sn. Mümin ULUÇ’ tu. Mümin beyle daha önceden tanışıklığımız yoktu. Buna rağmen beni Almanya’da yedi yıldır sergilenen ve bu yıl 8.si sergilenecek olan kitap fuarına davet ediyordu.Hem de hiçbir karşılık beklemeden. Önce biraz tereddüt ettikten sonra bir kaç saatlik süre istedim. Bu zaman içerisinde kısa bir araştırma yaptım. Aldığım bilgiler Mümin ULUÇ’ un son derece girişimci, yakın köylüm Sarılar’ lı ve de Anadolu sevdalısı birisi olduğunu öğrendim. Özellikle de Almanya’ya davet ettiği diğer şair dostumun iki bin dokuzda 40.cı sanat yılı yurt dışında görkemli bir biçimde kutlanan değerli arkadaşım ve de Anadolu Sevdalısı Şair olarak tanımladığım gazeteci, şair ve yazar Sn. Sabit İNCE olunca kararımı verdim ve Almanya yolculuğu başladı. 23 Aralık 2009 ile 05 Ocak 2010 tarihleri arasında Sn. Mümin ULUÇ ‘un koordinesinde 8.Diusburg Kitap Fuarına, Türkiye’den götürdüğüm 12 ayrı kitabımla Sn. Sabit İNCE ile aynı standı paylaşarak katıldım. Okuyucularıma şiirlerimi tanıtarak imzaladım.Özellikle Sılaya Özlem isimli 17. Kitabım şiir severlerin ilgi odağı oldu.Almanya’da bulunduğum bu kısa zaman diliminde; düğün törenlerinde onur konuğu olarak, bir çok şehir kutlama programlarında ve de kültür merkezlerinde de Türkiye’den katılan şair ve yazar sıfatıyla da 23 ayrı şehir ve yerde konferansla beraber şiirlerimizden örnekler sunduk. Ayrıca Kanal Avrupa Televizyon programına canlı yayın konuğu olduğum sırada, programa telefon bağlantısıyla iştirak eden Sn. Adem YAVUZ’ un ve Lütfullah ÇETİN’ in övgü dolu sözleri şiir adına beni daha da umutlandırdı kendilerine teşekkür ediyorum . Ayrıca Almanya da hizmetlerini bizden esirgemeyen Saraykapı personeline ve de Ramazan Erdoğan beye teşekkürlerimi sunuyorum. Gittiğimiz düğün törenlerinde ve şehir gecelerinde öyle artılar vardı ki nasıl yazacağımı bilmiyorum. Örneğin; 800 kişilik bir düğün salonuna 1400 kişinin katıldığını görünce şaşırdığımı söyleyebilirim. Çünkü Türkiye’de aynı büyüklükteki bir salona ancak 500 kişi civarında davetli zor gelir. Oysa tam kışın ortasında Almanya’nın Frankfurt şehrinde, uzak mesafedeki bir salona bunca insanımızın gelmesi bir tesadüf mü, yoksa dayanışmanın vazgeçilmez bir örneği mi? İşte bütün mesele bu. Hele de onlarca gencimizin davul zurna eşliğinde yurdumuzun her yöresinin folklorünü hiç hatasız ve de uyum içerisinde oynamaları gerçekten beni çok duygulandırdı. Bunca kalabalık arasında hiçbir kargaşa olmaması, herkesin birbirine saygı ve sevgi içerisinde davranması özlemini çektiğim hasletlerimizden sadece birkaç tanesi idi. Birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamanın mutluluğu olmalı yüreğimizdeki sevda. Almanya’ya daha önceleri de gitmiştim. O zamanlar buralar bana gurbet gelmişti. Bu gidişimde gördüm ki Almanya gurbet olmaktan sıyrılmış, bazı semtler tamamen kendimize özgü bir yaşam biçimine bürünmüş, insanlarımızın kendilerine güveni artmış, iş yerleri açmışlar, iş yerlerine tamamen Türkçe isimler vermişler. Birlik, beraberlik ve dayanışma kavramları yerli yerine oturmuş. Gelecek için endişem azaldı. Ancak tamamen sona ermedi, bir zaman sonra dilimizin yeni nesillerce unutulacağı endişesini taşıyorum. Bu konuda ailelere ve eğitimcilere büyük bir sorumluluk düşüyor. Din konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının din görevlileri seçimleri ve girişimleri olumlu yönde dikkatimi çekti. Dilimizin ve de tarihimizin yeni kuşaklara aktarılmasında bilgili ve bilinçli hocalarımızın da duyarlı olmaları gereğini vurgulamak yerinde olur düşüncesindeyim. Tarihi ve kültürü çağların derinliklerinde olan bir Milletin insanları olarak kendimizle gençlerimizle ve geleceğimizle onur duymalıyız. Bunu yaparken de çok ama çok çalışmaya ihtiyacımızın olduğunu da asla unutmamalıyız. Gurbet kavramını biraz irdelemek ve yalnızlık duygusunun katmanlarına bir göz atmak istiyorum: Doğan her canlı, doğduğu yerin özlemini çeker. Her insan da sıla özlemini yaşatır yüreğinde. Zamanla bu özlemler büyür büyür ve gün gelir yüreğe sığmaz olur. Damla damla dökülür gözyaşları gibi kalemin ucundan ve mısra mısra şiir olur. Taşan duyguların bir bölümü de nağme nağme dökülür dilin ucundan ve yanık bir türkü olur. Türküler buram buram hasret kokar. Şiirler satır satır yürek yakar. Bu duygular ki yalnızlığın ve de kimsesizliğin ayak sesleridir. Hiçbir canlı ihtiyaç duymadan sılasından uzak kalmak istemez. Mutluluğu, mutsuzluğu, umudu, umutsuzluğu sılasında tatmak ve yaşamak ister. Ama ne var ki bu kavramlar zamanla uzaklaşır kendinden ve bir boşlukta salınır durmadan. İşte o andan itibaren de gurbet dediğimiz ve de yüreğimizde çığ gibi büyüttüğümüz gurbet olgusunu dışa vurmak isteriz. Aslında her insan yalnızdır kendince. Kalabalıklar arasında bile yalnızdır. Tıpkı kar taneleri gibi. Kar taneleri de gökyüzünden yeryüzüne düşerken birbirine çarpmaz ta ki üst üste yığılana kadar. İnsanlar da onca kalabalığın arasında tek başınadır. Bazı günler olur ki baktığını bile görmez. Duyduğunu bile anlamaz. Yalnız bir ağaç gibidir. Dalları kurumuş, yaprakları solmuş, susuz ve mahzun. Ama kuruyan bu ağaçlar ilkbahar gelince yeniden yeşerir, filizlenir, yapraklarını ve çiçeklerini bütün haşmetiyle sergiler. Bu doğanın dirilişidir. İnsan gibi. Sn. Mümin ULUÇ tanıdığım en vefâlı, en çalışkan ve en girişimci , Anadolu sevdalısı bir insandır. Almanya’da kaldığım sürece bana her alanda destek olan ve güç veren Kapadokya yönetim kuruluna, Nevşehirliler platformuna, Köşektaş’lılara ,bütün tanıdıklara ve şiir severlere selamlarımı, sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. 10.01.2010.TÜRKİYE Dr. Nedim UÇAR Şair Yazar. |